Ramazan gelince eskilere gidilir, gençliğe çocukluğa, dedeler hatırlanır nineler anılır, neydi o günler diye hayıflanılır… Siyah beyaz günlerin yokluğu çok, huzuru bol demleridir o demler; sevecenlik vardır, diğerkâmlık vardır, yardımlaşma vardır, komşuluk vardır, paylaşmak vardır, arkadaşlık vardır, dostluk vardır, şefkat vardır, kısacası daha bir insanilik vardır o günlerde…
Kredi kartı yoktur, peşin fiyatına şu kadar vade kampanyaları yoktur, cep telefonu yoktur, 3G, internet yoktur, bu kadar TV kanalı yoktur, bu kadar araba yoktur, bu kadar zevk düşkünlüğü, aşkın tene indirgenmişliği, sevginin taksitlere bölünüp satıldığı yoktur, şiddet yoktur, tatil kaçkınlığı yoktur; yokluk vardır ama varlık vardır, eşyanın yokluğu, insaniliği varlığı vardır; o yaşanılası ve yaşanmış zamanlarda…
Varlık ile yokluk arasındaki ince köprüyü kuramadığımızdan bencillik cinneti, zevk budalılığı, görsellik garabetinde tüketim köleliğine mahkûm perişananelere dönmüş, döndürülmüşüz… Konuşuyoruz sadece; neydi o Ramazanlar, nerede o bayramlar…
Ramazanlar aynı ramazan, bayramlar aynı bayram; değişen algılarımız, bakışlarımız, başkalaşmamız, kirlenmişliğimiz, masumiyet yitikliğimiz… Temiz samimiyetimiz bugün olsa aynı lezzeti, aynı tadı, aynı huzuru yine tadıyor olurduk…
Çok eşyamız oldu, çok zevkler edindik varlık cephesinde; saydığımız yoklukları kaybetme pahasına; çok fiyat, çok bedel ödedik ödüyoruz, bu gidişle ödeyeceğiz de…
Kabul etsek de etmesek de dün dündü, bugünse bugün… Geçmişe dönüp yaşayamayacağımıza göre bugünün olumsuzluklarından koruna bildiğimiz kadar korunup iyilikleri, güzellikleri, erdemi, yarına taşıma gayretinde olacağız; kirlenmişlikte bırakabileceğimiz en iyi miras bunlar olacak…
Hayıflanmaktansa hayırlı işlere küçük adımlarla başlamak; karanlığa karşı koymak adına mumlar yakmak daha iyi olsa gerek… Bu rüzgârda mumlar ne yapar? Eh biz de mumları fanusa koyarız…
Bir de bakarsınız rüzgâr tersine esmeye başlar; karanlığı, ufuneti savurur götürür… Bizden sonraki nesiller neydi o Ramazanlar derken özlemle değil, hayıflanarak bahseder yaşadığı zamanlara şükrederek…
Şükür yine de, Ramazan bireyde, toplumda varlığını hissettiriyor hala, büsbütün kaybolmuş değil, daha bir gür çıkmak için hayatın üstüne, yaklaştıkça yaklaşıyor bize… Umut sahillerimize vuran dalgalar bunun muştusunu söylüyor, hakiki bayramların uzak denizlerde değil yanımıza yaklaştığı türküsüyle…
Ramazana şükür, bayram hasretiyle…
Ramazandı, bayrama yakındı derken bayramı bile uğurladık. Kedere, küslüğe ara verdik, iyilik, güzellik, hoşgörü, sevinç yaşadık desek de Gazze'nin durumu ortada kendi içimizdeki kalkışma da yine aynı şekilde... Hak arama böyle mi olur? Bu mudur özgürlük anlayışınız, bu ülkeyi bu şekilde mi idare ed
Doğduğun yerde bayrama doyuluyor. Hislerin ilk hislendiği, aklın ilk aklettiği, şuurun ilk işlediği diyarda güzeldir bayram. Adımladığın, yürüdüğün, koştuğun, coştuğun sokaklar hala aşina, hala diri, hala can taşıyorsa, zaman seli bir o yana bir bu yana akar; yakmaz o akış, ayrı düşürmez, ayrılık ta
Ramazanın ilk günü iyimserdim sonraki günler yerini iyi olmayan şeylere terk etti; yine de iyiyi görmek istiyor, güzelliklerle bayram yaşamak istiyorum. Ulucami çevresi lokantalar Osmangazi Müftüsünün vaaz konusu idi serte yakın tatlı uyardı, sitemli idi. Haksız değil hani. Böyle bir mabedin yanın
Ramazan gelince eskilere gidilir, gençliğe çocukluğa, dedeler hatırlanır nineler anılır, neydi o günler diye hayıflanılır… Siyah beyaz günlerin yokluğu çok, huzuru bol demleridir o demler; sevecenlik vardır, diğerkâmlık vardır, yardımlaşma vardır, komşuluk vardır, paylaşmak vardır, arkadaşlık vardır
Bir şeye tamamıyla yönelmek, dikkatleri bir noktada toplamak, her şeyi ile teveccüh etmek; belli bir gayret, ceht ve disiplinle olur; sıradanlığın tesadüflüğün boş bekleyişin yeri yoktur bunda! Dikkat Dikkat; “Dikkat!” Büyük başarı elde edenler, gerçeği bulanlar, hakikate erenler dikkati iyi kulla
Hayatın kaç çeşit hali var denirse gökteki ay kadar denir; incecik beliriyor hilal oluyor, dolunaya dönüşüyor, sonra karanlığa gömülüyor ve yine doğuyor. İnsan serüveni böyle sanki doğum ve ölüm arası değişimler tekrar başa dönüş toprağa intikal, doğum haşir sabahında hem de hep birlikte, elektrik s