Yaş ilerledikçe kırılgan mı oluyoruz ne; bakıştan etkileniyor, sözden kederleniyor, tavırdan hallere bürünüyoruz? Yılların birikimi kalp kıymıkları artıyor, küçük şeyden kanıyor, damarcıklar kabarıyor; bazen öfke, bazen sükûn akıyor…
Damar hastalıkları kalp hastalıkları neden oluyor dersiniz? Damara dokunuyorlar, kalbi kırıyorlar da ondan?!. Şunu ye bunu yeme, bu hapı her gün yut; Hapı yuttuk desenize!
Bu kafa ile daha çok hap yutar çok yutkunuruz! Otobüs şoförü trafikteki bir hadiseyi anlatıyor; “adam öyle bir küfür ediyor ki dayanamadım indim adama öyle bir vurdum ki başı direksiyona çarptı, ağzı yüzü kan oldu, böylelerine ibreti âlem için vuracaksın” kabilinden sürdürdü konuşmasını…
Avcılık ve atıcılık kulübündeyiz sanki pür dikkat değil çaktırmadan dinliyoruz konuşmasını; olmasın ama vaka bu toplumda böyle bir durum var. Bir öğretmen derste öğrencilerin hallerinden bahsediyor yerimde öfkeleniyorum; bu kadarına da pes doğrusu diyorum.
Bunları toplayınca Prof Dr. Nevzat Tarhan’ın “20 yıl içinde sosyal kriz çıkabilir” deyişi aklıma geliyor, acaba 20 yıl sürer mi, ciddi tedbirler alınırsa kriz ortadan kalkar veya teğet mi geçer? Gerçekte krizin içindeyiz, sumen altı ediyor görmezden geliyoruz!
Ekonomik kriz bunun bir ayağı asıl olanı içte ve derinde; yüzeysel bakanların göremeyeceği kadar derinde, kuyu dibinde!
Haram lokma zehirdir bedeni hasta yapar, gönlü hasta yapar; hastaneler çoğalır doktor sayısı artar ilaçlar çoğalır, hastalar eksilmez!
Kadına şiddet, doktora şiddet, öğretmene şiddet!
Kendimizi görecek bir ayna arıyor, bunu şiddetle arzuluyor muyuz? Arzumuz daha fazla maddiyat daha fazla zevk ü safa ise; aynalar kırıktır, şoför de kaza yapar, toplum da ülke de!
Panzehir bellidir; helal lokma.
Kadınlar “Beyim bize helal lokma getir” derlermiş bir zamanlar, o zamanlar aile de toplum da daha sağlıklı idi. Şimdi kadınlar da –ekser itibarıyla- çalıştığı için öyle bir talepleri de yok; helal-haram sapla saman gibi birbirine karışmış; zihinler karışık kalpler karışık, bulanık bir akışta neyin edep neyin edep dışı olduğunu bilmeyen, nasıl giyineceğini, nasıl yiyip içeceğini, nasıl düşüneceğini bilmeyen bir nesil var…
Maalesef!
Şoför ibreti âlem için vuracaksın diyor, talebe öğretmenin gözünün içine bakarak sakız çiğniyor, sıralayacağımız daha nice şeyler…
Nereye gidiyoruz?
20 yıl sonra ne olur? Ya 2 yıl 2 ay 2 gün sonra?
Tedbiri bugün bu an; zehrin panzehiri helal lokma. Bunu anlayacak idrak eğitimini vermek eğitimin evveli değilse de ahir belli vesselam.
Ramazandı, bayrama yakındı derken bayramı bile uğurladık. Kedere, küslüğe ara verdik, iyilik, güzellik, hoşgörü, sevinç yaşadık desek de Gazze'nin durumu ortada kendi içimizdeki kalkışma da yine aynı şekilde... Hak arama böyle mi olur? Bu mudur özgürlük anlayışınız, bu ülkeyi bu şekilde mi idare ed
Doğduğun yerde bayrama doyuluyor. Hislerin ilk hislendiği, aklın ilk aklettiği, şuurun ilk işlediği diyarda güzeldir bayram. Adımladığın, yürüdüğün, koştuğun, coştuğun sokaklar hala aşina, hala diri, hala can taşıyorsa, zaman seli bir o yana bir bu yana akar; yakmaz o akış, ayrı düşürmez, ayrılık ta
Ramazanın ilk günü iyimserdim sonraki günler yerini iyi olmayan şeylere terk etti; yine de iyiyi görmek istiyor, güzelliklerle bayram yaşamak istiyorum. Ulucami çevresi lokantalar Osmangazi Müftüsünün vaaz konusu idi serte yakın tatlı uyardı, sitemli idi. Haksız değil hani. Böyle bir mabedin yanın
Ramazan gelince eskilere gidilir, gençliğe çocukluğa, dedeler hatırlanır nineler anılır, neydi o günler diye hayıflanılır… Siyah beyaz günlerin yokluğu çok, huzuru bol demleridir o demler; sevecenlik vardır, diğerkâmlık vardır, yardımlaşma vardır, komşuluk vardır, paylaşmak vardır, arkadaşlık vardır
Bir şeye tamamıyla yönelmek, dikkatleri bir noktada toplamak, her şeyi ile teveccüh etmek; belli bir gayret, ceht ve disiplinle olur; sıradanlığın tesadüflüğün boş bekleyişin yeri yoktur bunda! Dikkat Dikkat; “Dikkat!” Büyük başarı elde edenler, gerçeği bulanlar, hakikate erenler dikkati iyi kulla
Hayatın kaç çeşit hali var denirse gökteki ay kadar denir; incecik beliriyor hilal oluyor, dolunaya dönüşüyor, sonra karanlığa gömülüyor ve yine doğuyor. İnsan serüveni böyle sanki doğum ve ölüm arası değişimler tekrar başa dönüş toprağa intikal, doğum haşir sabahında hem de hep birlikte, elektrik s